Atatürk’ün büyük bir titizlikle kurduğu ve bizlere emanet ettiği en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza kadar yaşaması, Onun ilke ve inklaplarına sahip çıkma ile olur. Çünkü bu ilke ve inkilaplar Türkiye’nin gelişmesinin yegane çizgisidir. Türk insanına düsen görev önce Atatürk ilke ve inkılaplarını öğrenmek ve onların etrafında kenetlenmek, sonra da tek varlığımız Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatmaktır. Atatürk ilke ve inkılapları Türk insaninin ülküsü ve idealleridir.

Atatürk’ü öğrenmek bir bakıma Onun ilke ve inkılaplarını bilmekle baslar. Bu ilkeler:
1- Cumhuriyetçilik: Türk Milleti’nin hür seçimlere dayanan en uygun yönetim sekli Cumhuriyet’tir seklinde özetlenebilir.
2- Milliyetçilik: Türk Milleti’nin 2000 yıllık tarihine yakışır bir şekilde millet olma ve yasama ilkesidir. Türk bayrağı altında yaşanan tasada ve kıvançta ayni duyguları paylasan herkesi Türk sayan ilkedir. Böylece milletimizi birleştiren ve kaynaştıran bir ilke konumundadır.
Devamini Okumak icin tikla »

Güneş sisteminde 8 tane gezegenimiz vardır.Güneşe olan uzaklık sıralamasına göre isimleri şöyledir :

1- Merkür,gezegenlerin en küçüğüdür.Güneşe en yakın olan gezegendir.Doğal uydusu yoktur.

2- Venüs, güneş ve ay dan sonra en parlak gök cismidir.Kütlece dünya büyüklüğüne yakın.Çoban yıldızı olarakta bilinir.

3- Dünya,üzerinde yaşam olan tek gezegendir.Bir çok gazdan oluşan atmosferi vardır.Ay dediğimiz bir uydusu var.mavi gezegen olarakta söylenir.

4- Mars, iç gezegenlerin sonuncusudur.Çok soğuk bir gezegendir.Kendine ait bir atmosferi var.

5- Jüpiter, gezegenlerin en büyüğüdür.16 tane uydusu vardır.Dış gezegenlerin ilkidir.Diğer bütün gezegenlerine içine alabilecek kadar büyüktür ve gazlarla doludur.

6- Satürn, kendi ekseni etrafında çok hızlı döner.Halkalı gezegen olarakta bilinir.Güneş sisteminin ikinci büyük gezegenidir.

7- Uranüs, diğer gezegenlerden farklı olarak ekvatoru boyunca döner.18 tane uydusu vardır.

8- Neptün, 2 uydusu vardır.

Plüton (Cüce Gezegen)

Plüton, Güneş sistemindeki bilinen ikinci büyük cüce gezegendir.
Devamini Okumak icin tikla »

Çikolata deyince bir çoğunuzun şimdi olsada yesek dediğini duyar gibiyim. Ancak yediğimiz her şeyin olduğu gibi Çikolatanın da yararları ve zararları vardır.Bu yazımızda size çikolatanın yarar ve zararlarını anlatmaya çalışacağız.

Evet arkadaşlar malumunuz çikolata çok sevilen bir yiyecek olmasının yanı sıra çok tüketildiğinde ciddi hastalıklarada yol açabiliyor buyrun size çikolatanın insan vücuduna faydaları ve yararları hakkında bilgiler verelim.

Şimdi Çikolatının Faydaları Ve Zararları Hakkında Ansiklopedik Uzman Yorumlarını Dinleyelim:

Çikolatanın faydası, içinde bulunan ve flavonoid denilen antioksidanları barındırmasından ileri gelir. Antioksidanlar vücuttaki kimyasal olaylar sonucu ortaya çıkan ve hücreleri yıkıma uğratan serbest radikallerin zararlı etkilerini azaltan enzimlerdir. Birçok antioksidan vardır hatta bir kısmını vücudumuz kendisi üretir. Flavonoidler çikolatada, meyvelerde, sebzelerde ve çayda bol miktarda bulunan antioksidanlardır.

Çikolatanın sütlü, siyah (bitter) ve beyaz çikolata gibi çeşitleri vardır fakat burada yararlarından bahsedeceğimiz çikolata çeşidi, kakaosu bol, sütü az olduğundan çok koyu kahverengi olan ve bitter diye adlandırılan siyah çikolatadır.

ÇİKOLATADAKİ MUTLULUK HİSSİ NEDİR ?
Devamini Okumak icin tikla »

PMYO Sağlık Şartları Nelerdir

Merhaba arkadaşlar Polislik ülkemizde kutsal sayılan mesleklerin başında gelmektedir.Öyle bir meslektir ki bazen evde hasta annesini,eşini ve çocuğunu bırakıp bir başkasının yarasını sarmak için çabalar.Kendi canını tehlikeye atar bir başkası için.İnsanlara iyilik yapmak kadar güzel bir şey yoktur ve polislik insanlara en faydalı meslek gruplarından biridir.Seveninden çok sevmiyeni vardır polisin.Ama biliyorum ki bir çok genç erkek veya bayanın gönlünde polis olmak yatıyor.Bu paylaşımımızda Polis Meslek Yüksek Okulu Sağlık Şartlarını Sizlerle Paylaşıyoruz.
Polis Meslek Yüksek Okuluna Alınacak Öğrencilerde Aranılacak Sağlık Şartları-Hastalık Branşlarının Sınıflandırılması

I- DAHİLİ VE HARİCİ HASTALIKLAR
A)
1) Hematoloji, gastroenteroloji, endokrinoloji, nefroloji, immunoloji, romatoloji ve enfeksiyon hastalıkları yönünden tam ve sağlam olacaktır. Herhangi bir operasyon geçirmiş olmayacaktır. Bu sitemlere ait konjenital anomali, kronik ve ilerleyici hastalığı bulunmayacaktır.
Devamini Okumak icin tikla »

Çok kişi S.O.S.’in gemimizi kurtar (Save Our Ship), ruhumuzu kurtar (Save Our Soul) veya diğer sinyalleri durdur (Stop Other Signals) kelimelerinin baş harflerinden oluştuğunu sanır. Bu bilgiler tamamıyla yanlış olup S.O.S. harfleri hiç bir kelimenin baş harfinden oluşturulmamıştır.

Tamamen telgraf zamanından kalmadır ve gemilerde de yakın zamana kadar telsiz telgraf kullanılıyordu. Bilindiği gibi telgrafta mors alfabesi denilen sistemde her harf, nokta ve çizgilerin değişik kombinasyonundan oluşuyor. Bu sinyali gönderen maniple denilen alete tek dokunuşta karşıya nokta yani ‘bip’, biraz daha uzunca basınca ‘dııııt’ sinyali gidiyordu. Gönderenler de, alanlar da mors alfabesini ezbere bildiklerinden bu ‘bip’ ve ‘dııııt’larda hangi harfler olduğunu çözüyor ve normal yazıya dönüştürüyorlardı.

İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908′de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S. seçildi. Yani telsizde ‘dııııt, dııııt, dııııt, bip, bip, bip, dııııt, dııııt, dııııt’ sinyali aldığınızda hemen acil yardıma ihtiyacı olan biri olduğunu anlıyordunuz.

Filmlerde görmüşsünüzdür. Gemiler, özellikle uçaklar, tehlikeli bir durumda yardıma ihtiyaçları olduğunda ‘mayday’ (meydey) çağrısı yaparak durumlarını bildirirler. Bu kelime Fransızca’da bana yardım et anlamındaki m’aidez kelimesinden türetilmiştir.

Hiç dikkat ettiniz mi, filmlerde telsizle konuşan her kişinin ismi hep ‘Roger’ (rocır) dır. Halbuki ‘roger’ telsiz konuşmalarında ‘anladım’ anlamında kullanılır ve her iki taraf da cümlenin başında ve sonunda bu kelimeyi kullanırlar. Filmleri tercüme edenler ise bu kelimeyi bir erkek ismi sandıklarından, herkes birbirine ‘Roger’ diye ismen hitap ediyormuş gibi çevirirler.

Nasıl bizde telefonda harfleri söylemek için Ankara’nın ‘A’sı, Bursa’nın ‘B’si denilirse Roger kelimesi de İngilizce’de ‘R’ harfinin tanımı için kullanılır, yani Roger’in ‘R’si denilir. R harfi ise mors alfabesinde başlangıçta ‘anlama’nın kodu idi. Sonra konuşmalı iletişime geçilince ‘Roger’ olarak kullanılmaya başlanıldı. Filmleri tercüme edenlerin ABD bahriyesinde nasıl oluyor da bu kadar Roger bir araya geliyor diye uyanmamaları gerçekten ilginç!

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 – 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

İnsanlar yüzyıllardır su altına sadece zevk veya merak için değil, inci, mercan, sünger gibi şeyleri çıkarıp, geçimlerini sağlamak için de dalmışlardır.

Deniz seviyesinde hava basıncı l atmosferdir. İnsan vücudunun solunum ve dolaşım sistemi bu basınca ayarlıdır. Ancak suyun içinde, derine gittikçe, her 10 metrede basınç l atmosfer daha artar. 30 metre derinlikte su basıncı 3 atmosferdir, yani bu derinlikte vücudumuzun her santimetrekaresine suyun yaptığı basınç, yüzeye oranla üç mislidir.

Hiçbir gereç kullanmadan, 30 metre derinliğe inildiğinde, akciğer kapasitesi dörtte birine düşer, kan basıncı artar, vücut ısısı düştüğünden kalbin atış hızı artar, bilinç bulanıklığı başlar. Bu nedenle yardımcı gereç kullanmadan 30 metrenin altına inmek tehlikelidir.

Ancak tüple dalışın da kendine özgü sorunları vardır. Derinde dış basıncın yüksek olmasından dolayı tüpten solunan havanın içindeki oksijen, azot gibi gazlar, dokulara daha küçülmüş bir hacimle dağılırlar.

Eğer su yüzeyine süratle çıkılırsa, basıncın azalmasıyla bu gazlar da süratle genleşir. Oksijen dokularda kullanıldığından sorun yaratmaz, ama Özellikle azot gazı damarlarda süratle genleşerek, damar tıkanıklığı, akciğer yırtılması ve hatta felç gibi önemli vücut hasarlarına yol açar.

Bu şekilde vurgun yiyenler, süratle basınç odalarına alınırlar. Burada tekrar vurgun yediği derinlikteki basınç verilir ve dengeli olarak azaltılır. Bir başka önlem de vurgun yiyeni, aynı derinliğe tekrar indirmektir.

Vurgun yememek için yüzeye yavaş çıkmalı, hatta belirli derinliklerde beklenmelidir. İdeal çıkış hızı dakikada 20 metre olup, pratikte eğitmenler bunu dalgıç adaylarına ‘yüzeye gelen en küçük bir hava kabarcığından daha hızlı çıkma’ şeklinde öğretirler.